Mesleğe yeni başladığım ve ekran önünde olduğum dönemlerde, 15 Kasım ve 20 Temmuz tarihlerinde ‘hasta’ olmam istenirdi…
Ne yazık ki o günlerden başlayıp bugünlere kadar geçen süreçte patronlar açısından pek bir şey değişmedi…
Doğru haberden önce her daim patronların hassasiyeti geliyor…
Kimisinin hassasiyeti hükümetler, kimsenin turuncu, kimisinin ampül, kimisinin ise sadece bir isim!..
Dün Gazeteci arkadaşımız Pınar Barut, bir basın emekçisinin nasıl “Bu haberi takip etmeyeceksin” diye mahkemeden geri çağrıldığını yazdı!..
Sadece bu örnek bile basın emekçilerinin nasıl bir baskı altında çalıştığının ve müdahelenin en sert şekilde devam ettiğinin kanıtıdır…
Çoğu zaman görüyorsunuz ama tepki veremiyorsunuz…
Çünkü iki dudağınızın arasından çıkacak olan bir tepki, bir emekçinin işsiz kalmasına ve bir ailenin çok zor duruma düşmesine neden olabilir…
Arkadaşlar, ülke genelinde özel sektörde sendikalaşma oranı sadece yüzde 1!..
Ve bunun da önemli bir bölümünün yükünü basın sektörü çekiyor…
Yani tek başınıza koca bir okyanusun içerisinde koca bir özel sektör sorununa karşı mücadele veriyorsunuz…
Düşünün ki, bahsettiğimiz ‘müdehale’ konusu nedeniyle bırakınız bir emekçiyi, o emekçinin hakkını savunan sendikanın başkanı 10 yıl hapis istemiyle yargılanıyor…
Bunu gören hangi emekçi sınırları zorlayabilir ve bir baş kaldırış gösterebilir ki?
Diğer yandan gazetecilerin örgütlü olduğu birliğin başkanı, tarihi bir röportajın altına imza koyduktan sonra ölüm tehditleri aldı…
Aylarca evinden dışarıya çıkamadı…
Çocuğu ancak polis gözetiminde okuluna gidebildi…
Peki, bunu gören hangi basın emekçisi, kendisine “Dur” denildiği yerde zincirlerini kırıp ileriye gidebilir ki?
İki gazeteci örgütü ve iki örnek!..
Biz yıllardır basın camiası daha özgür olabilsin diye bizzat kendimiz bedel ödüyoruz, hiç sorun yok ödemeye de devam ederiz!..
Bu yaşadıklarımızın sadece görünen yüzü…
Bunun bin misli de perde gerisinde, özelimizde ve ailelerimizle birlikte yaşadıklarımız var!..
O nedenle dünya ve ülke gerçeklerinden kopuk bir şekilde olaylara bakılmaması gerekiyor…
Pınar ve onun gibi zincirlerini kıran tüm arkadaşlarımızın sonuna kadar yanındayız…
Her kırılan zincir, bizleri biraz daha özgürleştiyor…
Ancak buna rağmen tek bir arkadaşımızdan bile bunu yapmasına yönelik gerçeklerden koparak haksız bir istemde bulunmuyoruz…
Çünkü ekmek parasının kazanılamadığı yerde mücadelenin kazanılması da imkansızdır…
Sabırla, arkadaşlarımız ve toplumumuz için bedel ödeye ödeye, yılmadan mücadele etmeye devam edeceğiz…
