Yaşanılan facianın hala etkisindeyiz…
Dün çok şeyler yazıldı çizildi…
Acının en üst düzeyde olduğu ve arama kurtarma çalışmalarının yapıldığı sırasında bir şeyler yazmayı doğru bulmadım…
Olayın üzerinden neredeyse bir gün geçiyor…
Yargı süreci başlamış durumda…
Yapılması, araştırılması, sorgulanması ve ortaya çıkartılması gereken çok konu var…
*
Öncelikle yıllardır Türkiye ile Kıbrıs arasında çalışan deniz taşımacılığı sisteminin bütün dosyaları masaya yatırılmalıdır…
Çünkü dünya denizcilik tarihine baktığımızda büyük feribot facialarının bize öğrettiği çok önemli bir gerçek var: “Deniz kazaları çoğu zaman yalnızca bir kaptanın hatasından ibaret değildir”…
-Bazen geminin teknik durumu…
-Bazen yanlış yükleme…
-Bazen hava koşulları…
-Bazen şirket yönetiminin güvenlik anlayışı…
-Bazen denetim mekanizmasının çalışmaması…
Bazen de tüm bunların hepsinin aynı zincirin halkası olması…
Tam da bu nedenle Girne açıklarında yaşanan Filo Jet faciasıyla ilgili yalnızca kaptanı ve mürettebatı konuşmak yetmez!..
*
Tarih; 28 Eylül 1994…
“Estonia” isimli feribot Tallinn’den Stockholm’e doğru yola çıkmıştı…
Ve gemide 989 kişi vardı…
Gemi bir anda alabora oldu ve tarihin en büyük deniz faciası yaşandı…
Bu faciada tam 852 kişi hayatını kaybetti…
Estonya hükümeti, kazanın ardından çeşitli bahaneler üreterek yaşanılan faciayı normalleştirmeye çalışmadı…
Yine yaşanılanların suçunu da kaptan ve mürettebatın üzerine yıkmadı…
Geminin tasarımı, denize elverişliliği, ro-ro gemilerinin güvenliği, tahliye sistemleri ve uluslararası standartlar yeniden ele alındı…
Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO), facianın hemen ardından ro-ro yolcu gemilerinin güvenliği konusunda kapsamlı bir çalışma başlattı ve yeni düzenlemeler getirildi…
Kısacası 852 kişinin ölümü sadece bir istatistik olarak bırakılmadı…
Sistem kökten değiştirildi…
*
Tarih; 6 Mart 1987..
“Herald of Free Enterprise” isimli feribot Belçika’nın Zeebrugge Limanı açıklarında alabora olmuştu ve bu faciada 193 insan hayatını kaybetmişti…
O dönemde soruşturmanın ortaya koyduğu tablo bugün bile denizcilik dünyası için ders niteliğindedir…
Herald of Free Enterprise, baş kapakları açık şekilde denize çıkmıştı ve bu nedenle su araç güvertesine dolmuştu…
Ve ardından gemi stabilitesini kaybetmiş ve çok kısa sürede alabora olmuştu…
Ama daha çarpıcı olan şuydu;
-Herald of Free Enterprise, geçerli yolcu gemisi güvenlik sertifikasına sahipti!..
Yani bugün yetkililerin Filo Jet olayında savundukları gibi!..
Ancak kağıt üzerinde her şeyin yolunda olması(Ki bunu Filo Jet için bilmiyoruz), gerçekte güvenliğin garanti edildiği anlamına gelmiyor!..
İngiliz soruşturma ekibi, şirket yönetiminin güvenlik ve görev dağılımı konusundaki ciddi eksikliklerini yaptığı araştırma sonucunda ortaya çıkardı ve yargılanmaların başlamasını sağladı…
*
Peki, Filo Jet’in sertifikaları var mıydı?
Vardıysa yeterli miydi?
Son teknik muayenesi ne zaman, hangi tarihte yapıldı?
Stabilite hesapları nasıldı?
Denize çıkış sırasında hava ve deniz koşulları nasıl değerlendirildi?
Ve en önemli soru;
-Kağıt üzerindeki güvenlik ile gerçek güvenlik aynı mıydı?
Bunların tümü araştırmalı ve cevaplanmalıdır…
Aksi takdirde bunları bilmeden hiçbir sonuca varamayız…
*
Yıl 2014;
Güney Kore’de “Sewol” adlı feribotu battı ve bu faciada 304 kişi hayatını kaybetti…
Soruşturmalarda geminin ani dönüşü, yüklerin hareket etmesi, aşırı yükleme ve yetersiz stabilite gibi unsurlar ortaya çıktı…
Tıpkı diğer örneklerde olduğu gibi burada da tek bir hata yoktu!..
Bir hata diğerini, diğer hata ötekini tetikledi ve facia geldi…
O nedenle Deniz kazalarında “tek hata” aramak çoğu zaman gerçeği eksik bırakmak anlamına gelir…
Peki, Güney Kore’deki deniz faciasından sonra ne oldu biliyor musunuz?
Başbakan Chung Hong-won, hükümetin felaket öncesindeki önleme ve sonrasındaki kurtarma müdahalesindeki başarısızlığı nedeniyle 27 Nisan 2014’te istifa etti!..
Yanlış okunadınız, evet yaşanılan kaza sonrasında Güney Kore Hükümeti istifasını Cumhurbaşkanı Park Geun-hye’ye sundu, o da bu istifayı kabul etti!..
*
Şimdi Güney Kore’den Kıbrıs’a dönelim ve biraz daha detaya girelim;
Filo Jet, Girne’den Taşucu’na doğru hareket ettikten yaklaşık 15 dakika sonra su almaya başladı…
Gemide 259 yolcu ve 8 mürettebat olmak üzere 267 kişi bulunuyordu…
Son bilançolarda 8 kişinin hayatını kaybettiği ve kayıp yolcular için arama çalışmalarının sürdüğü bildiriliyor…
Ayrıca geminin yaklaşık 514 metre derinliğe battığı belirtiliyor…
Kazanın kesin nedeni ise henüz açıklanmış değil!..
Bazı kurtulan insanlarımız, geminin anormal hareket ettiğini, bazıları ise patlama benzeri bir ses duyulduğunu anlatıyor!..
Kaptana geri dön çağrısı yapıldığını ancak kaptanın buna kulak asmadığını iddia edenler de mevcut…
Bunların tümü önemli iddialardır ama hiçbiri henüz kanıtlanmış bir kaza nedeni değildir!..
Hepimiz bu ayrımı yapmak zorundayız..
Çünkü bizlerin görevi hüküm vermek değil, doğru soruları sormak ve gerçeklerin ortaya çıkmasına yardımcı olmaktır…
*
Filo Jet’in bugün yaşadığı facia nedeniyle geminin geçmişi de mutlaka incelenmelidir..
-Geminin eski isimleri neydi?
-Hangi ülkelerde çalıştı?
-Kaç kez el değiştirdi?
-Hangi şirketler tarafından işletildi?
-Hangi bakım ve yenilemelerden geçti?
-Son klas denetimi ne zaman yapıldı?
-Gövde ve makine kontrollerinde hangi sonuçlar çıktı?
-Daha önce kaza veya su alma vakası yaşadı mı?
Ve gemi Filo Denizcilik tarafından satın alınmadan önceki bütün teknik kayıtları incelendi mi?
Bunların tümü soruşturulması gereken unsurlardır…
Çünkü geminin geçmişini bilmeden bugünkü durumunu anlamak mümkün değildir…
*
Aynı şey Filo Denizcilik Şirketi için de geçerli…
Şirket 2010 yılında deniz taşımacılığı sektöründe faaliyet göstermeye başladı…
Türkiye-KKTC arasında deniz ulaşımında önemli bir aktör haline geldi…
Dolayısıyla bugün yapılması gereken yalnızca Filo Jet’in kaptanını veya mürettebatını sorgulamak değildir…
-Şirketin geçmişte işlettiği gemiler…
-Teknik denetimler…
-Sefer izinleri…
-Bakım kayıtları…
-Personel yeterlilikleri…
-Güvenlik prosedürleri…
Ve özellikle sefer öncesi hava-deniz koşullarının değerlendirilme biçimi de incelenmelidir…
Çünkü kaptan sadece geminin başındadır, güvenlik kültür ise şirketin tepesinden başlayıp aşağıya kadar gelir…
En kolay şey, “Kaptan hata yaptı” demektir…
Ki belki de yapmıştır, tüm iddialar da bunu gösteriyor…
Elbette bunu yapılacak olan soruşturma ve yargı süreci ortaya çıkaracaktır…
Ancak kaptanı suçlamak, varolan ihmalleri, şirketin veya denetim mekanizmasının sorumluluğunu ortadan kaldırmaz…
“Herald of Free Enterprise” soruşturması bunun en çarpıcı örneklerinden biridir…
Geminin geçerli sertifikaları vardı ve tamdı ancak güvenlik sistemi ve şirket yönetimi açısından ciddi sorunlar bulunuyordu…
İşte bu nedenle Filo Jet soruşturması da yalnızca “kaptan ne yaptı?” sorusuyla sınırlı kalmamalı.
“Bu geminin sefere çıkmasına kim, hangi şartlarda izin verdi?” sorusu da sorulmalı ve cevap bulmalıdır…
Sorumlular da sorumluluklarını üstlenerek gerekli onurlu duruşu göstermelidir…
Çünkü gemiye binen yolcu, kaptanın veya şirketin riskini satın almıyor…
Bir ulaşım hizmeti satın alıyor…
Ve karşılığında sağ salim diğer limana ulaşmayı bekliyor…
*
Filo Jet 514 metre derinde olabilir fakat bu facianın gerçek nedenleri yalnızca denizin dibinde saklı değildir…
Tüm nedenler belgelerdeki bakım kayıtlarında, denetim raporlarında, sefer kararlarında, personel eğitimlerinde, şirket prosedürlerinde ve devletin denetim mekanizmasında mevcuttur…
*
-Estonia’dan sonra uluslararası kurallar değişti…
-Herald of Free Enterprise’dan sonra şirket güvenliği ve gemi operasyonları yeniden ele alındı…
-Sewol’dan sonra stabilite, yükleme ve operasyon güvenliği tartışmaları yeniden gündeme geldi…
Çünkü medeni dünyada büyük bir facianın ardından amaç yalnızca suçlu bulmak değildir, bir daha insanların ölmemesini sağlamaktır…
Şimdi bizim önümüzde de aynı tercih vardır!..
Ya birkaç hafta sonra gündem değişecek, ya da bu facia, insan hayatı ve onuru için Türkiye ile aramızdaki deniz ulaşımında gerçek bir güvenlik reformunun başlangıcı olacaktır…
